Yedek Parça ve Eğitim Merkezi

ERSİN ANTEP

Defter

Gebze’den İstanbul’a doğru otobanda seyrederken Tuzla Orhanlı’da bir otomotiv firmasının tesisi dikkatinizi çeker. Bizde eğitime, kültüre verilen değer; sanki bu yabancı menşeli şirketin tesisine uygun gördüğü isimle özetlenir! Üzerinde koca puntolarla; “Yedek Parça ve Eğitim Merkezi” yazılıdır.

“Genel eğilim”, eğitimin ve kültürün gelişimini veya varlığını öylesine küçültmüştür ki; eğitim, bir tesisin adında bile önceliği yedek parçaya bırakıverir. Öyle ya eğitim; gündüzleri çocukların zaman geçirdiği ve uzun yıllar oyalandığı, bu sayede anne-babanın başına ekşimediği “okul” denen yerlerde kalma süresine eşit hale getirilmiş, indirgenmiştir. Sanat ise; zaten “eğlence” demektir. Konuşmaya bile değmez! Sanat yapıldığı söylenen yerlerin içlerinde ne yapıldığına hiç göz atılmaz ama, “genel kabul”; içeride “vur patlasın, çal oynasın” yapıldığı kanaatini taşır. E o zaman “kültür” denen, tanımı bilinmeyene dair şu soru da sorulur: “ne gerek var canım?” Öyle ya; yaparsınız bir eğlence merkezi; herkes sevinir.

Peki ortak yaşamı sürdürebilmek için kaldırımda karşıdan gelene güvenebilmemiz, ona güvenebilmek için de; yeterli midir eğlence? “Birlikte eğlenmek” elbette, “kültür”dür. Ya o eğlenilenin niteliğinin değişmemesi sözkonusuysa; o zaman da eğlenilebilinir mi? Eğlenilemez! O zaman birlikte eğlenilemediğinden, “kültür” de olamaz. Aslolan “bir şey olsun da, kültür olsun” kompleksi yaratmak, “varsa yoksa kültür” demek değil! Hani ilk insandan bu yana tesis ettiğimiz “toplum” nesnesi var ya; işte onu, birlikte hareket edebilmek ile yaşatmak...

Kaldırımda karşıdan gelene; “ben şu işi halledip şu roldeyim; o da başka bir işi halledip başka bir rolde” hissini duymak gerekiyor. Tek insan veya küçük grup; insanın tüm ihtiyaçlarını karşılayamaz veya günlük yaşamın kalitesini arttıramaz, yetişemez de… Mümkün değil! O halde bu “kültür” denen geçmişle bağı olup gelişebilirliği olan ve birlikteliği güçlendiren “şeyler bütünü”ne ihtiyaç yok mudur? Vardır elbet! Öyle ya, her şey dümdüz olduğunda paylaşım olmaz ki! Gelişen, yenilik gerektirir, yeniliğin içinde de kültür olmalıdır, erkân kavramı gelişmelidir. Dolmuşta şoför hepinize dönüp Topkapı’dan Bağcılar’a olan yolculuk ve güzergâh hakkında bilgi vermeyi gerekli görmez, siz de beklemezsiniz! Ama uçakta kaptan bunu yapar ve yapmadığında garipsersiniz! Biri öncekidir, diğeri sonraki ve gelişmişi… Ama her ikisinin de kendine özgü erkânı sözkonusudur!

Bir sanat kurumu olmalıdır. Ancak bir “çocuk senfoni orkestrası” da ardından gelmelidir. Olsa da olur, olmasa da mı olur? Bir anket yapılsa; genel kanaat bu soruya; “olmamasının bir sıkıntı çıkarmayacağı” cevabını verirdi herhalde. İyi de, kısa yoldan çocukları sanata, çocuklarla kısa sürede yaklaştırabilirsiniz! En iyi araç bu değil midir? İzleyen çocukların, yaşıtı çocukların verdiği konserde bulunması ve “ben de yapabilirim” görgüsüne çabucak erişmesi…

Bu işi ülkemizde Doğuş Grubu yapıyor. Daha önce Cem Mansur ve Bursa Senfonili sanatçıların da kurduğu ve konser verdirdiği çocuk orkestrası vardı. Ancak Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası, şef Rengim Gökmen ve yardımcıları sayesinde ayakta kalmayı başardı. Sanatsal eğitim gören çocuklar için de ayrı bir görgü ve sahnede tecrübe alanı doğdu. O tarafı pek bizleri ilgilendirse de, merak sorduruyor: “iyi de bir büyük holding neden pek çok adımı önceden anketlerle sorup, aldığı cevapların istatistiği üzerinden hareket edip ürün tasarlarken; kültürel bir alanda neden sponsor olmayı düşünsün?” Ve hatta “bir çocuk senfoni orkestrası kurup sürdürsem mi?” diye araştırmasın… Cevap aslında basit! Araştırmaya gerek yok! Bu sonuç; ülkenin kültür ve eğitim işlerinden sorumlu bakanlıklarını da ilgilendiriyor: “kültür, sanat ve eğitimden maddi sonuç beklenmez! Hatta maddi güç, onları beslemek ve onlara yatırım yapmak için ön kabulle vakfedilir!”

Tesislerin adında “yedek parça deposu” vurgusunun yapılmasına ihtiyaç duyulmayıp, sadece “Eğitim-Kültür-Sanat” ifadelerinin yer alacağı, minibüsçülerin güzergâh hakkında nezaketle bilgiler vereceği günlere…

17.2.2014 / Radikal


Yazarın Diğer Yazıları

  • Müzik Üniversitesi İçin Geçmişten Sayfalar...
  • CSO 190. Yaşını Kutladı
  • Bizde Davulcuya Verilecek Kız Yok
  • Daha da Çanakkale'nin 100.Yılı Yok
  • Vengerov Her İki Şapkası ile İstanbul'daydı
  • Kartopu
  • Robot Teo, Orkestraya Karşı
  • Bu Gece Tarihin Akışı Değişti
  • Müzik Psikolojisi
  • Meltem Cumbul Kendi Aşkını mı Anlattı!
  • İnanılmaz Bir Azim Öyküsü: Cam Çocuk Niyazi
  • Kültürel Yağları Eritelim
  • Devlet 'Devlet Sanatçısı'nı Unuttu!
  • Sizler Bizim Heykellerimizdiniz!
  • Ankara 1920'ler...
  • Fehmi Paşa Korusu Yandı, Sıra Varşova'daki Fehmi Paşa'da!
  • Önce Heykeller Yıkılır Sonra Sanatçılar
  • Polonya 600.Yılı Kutluyor, Peki Türkiye?
  • "Opera Bize Uygun Değil" Diyen Olursa Verdi Çarpar
  • Konuşturmadı!
  • Soma'da 'Geride Kalanlar'
  • İşsiz ve Sosyal Güvencesiz Sanatçıların "Sesli" Çığlığı
  • Antalya, Antalya Olalı Böyle Bir Şey Görmedi
  • Kültür Bakanı'na Katılıyorum
  • Bir 23 Nisan Böyle Geçti
  • Bir Düğün Olsa da Gerilsek
  • Sanat: Şehrin Boğduğu İnsanı Rahatlatacak Nefes
  • Belediyelerin Sanatla İmtihanı
  • Yetmez Ama Sanata Evet!
  • Gel Bakalım Donizet Bey!
  • 90 Yıl Önce Ankara'da...
  • Çok Başarılılar Ama Yakında Dağılacaklar
  • Yedek Parça ve Eğitim Merkezi
  • “TÜSAK” Değil Zaten “ULSAK”… Peki Bütçe Ne Olacak?
  • Sonradan Fark Edilen İktidardan Müjde ve Tüsak'a Dair Son Duyumlar
  • Gel ve Bir Daha Çal Camilo!
  • Bu da 'Fantastik Senfoni' Derbisiydi!
  • TRT Müzik mi 'Eğlence' mi?
  • Bu Çocukları Cumhuriyet Yetiştirdi
  • Nevşehir’de CSO, Evinde Gibiydi
  • İdil Biret’in Gurur Gecesi
  • Bodrum'da Angela Rüzgarı Esti
  • Genç Cumhuriyetin Kültür “Dayatması”
  • Türk Marşının Babası, Afganlar'ın Donizetti'si
  • Ankara'da Gençlerin Gecesi
  • Hiç Olmazsa Bugün Olsun Üngör’ü Unutmasak!