Vengerov Her İki Şapkası ile İstanbul'daydı

ERSİN ANTEP

Atatürk Kültür Merkezi(AKM) “sözde” tadilata alındığından bu yana, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın (İDSO) sadık dinleyicisi adeta “ayakta kaldı”. Her hafta başka salona sürgün giden, aslında bu sayede biraz da hayli büyümüş İstanbullu’nun ayağına gitmeyi de başaran orkestra, ne zaman büyük bir salonda konser verse bilinir oldu ki; mutlaka iddialı ve önemli isimleri ağırlayacaktır. Çetin Emeç’in 25. Ölüm Yılını Anma adına 13 Mart 2015 Cuma akşamı Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirdiği konserde İDSO, Naci Özgüç idaresinde seslendirdiği Çaykovski Keman Konçertosu’nda; çağımızın önemli keman sanatçılarından Maxim Vengerov ile sahneyi paylaştı. İkinci yarıda ise, Berlioz’un Fantastik Senfonisi’nde bu kez Vengerov’u şef olarak ağırladı.

İki Grammy ödüllü Unicef İyi Niyet Elçisi Vengerov, 2013 yılında Türkiye’ye geldiğinde “TÜSAK” adlı “sözde” kurumsal kapatma tasarıyla ilgili tartışmalara şahit olmuştu. Lütfi Kırdar’daki konser öncesinde sanatçı, konuya dair biriktirdiği fikirlerini basın mensuplarıyla paylaştı. Üstelik İDSO ile vereceği konseri de, “Türkiye'deki devlete bağlı sanat kurumlarının varlıklarını sürdürmesi konusunda farkındalık yaratmak ve sanatçılarımıza destek vermek için” kabul ettiğini bildirdi.

Konserin ilk bölümünde İDSO, şef Naci Özgüç idaresinde, Keman Sanatçısı Maxim Vengerov ile birlikte Çaykovski’nin Op.35 Re Majör Keman Konçertosu’nda sahneye çıktı. İlk olarak keman grubu yerine fagot icracısının sahnede yerini aldığı, diğer sanatçıların düzensiz olarak yerlerini aldıkları sahneye belli bir zaman sonra başkemancı da çıktı ve alkış aldı. Bu düzensizliğin nasıl bu hale geldiği, başkeman sandalyesindeki sanatçıların Borusan ile birlikte İDSO’da neden halen alkışlandığı; ayrı bir konu elbette! Diğer yandan, Devlet orkestrasına verdiği destek sayesinde ciddi bir güç sağlayan bir özel bankanın, bu destek karşılığında konserleri; “kendi klasiği” ve hatta “kendi konserleri” sayması da apayrı konular olsa gerek! (Ki yıllar önce de bir yazımızda değinmiştik!)

Konçerto’nun “Allegro Moderato” tempolu ilk bölümünün başında sunduğu temada Vengerov, daha ziyade bağlı bir üslubu tercih etti. Bağ sonlarını çabuk kesmektense, biraz daha uzun tutmayı uygun buldu. Adeta “parmaklarını keman tuşesinden ayırmak istemez” gibiydi. Elbette bu çalış biçimi özellikle Vengerov’un, kolunda yaşadığı rahatsızlıktan önceki dönemde de tercih ettiği ve Çaykovski’ye de pek yakışan bir üslupta idi. Rostropoviç ile yaptıkları konser kaydında bu çalış sayesinde keman, adeta bir viyola gibi tınlıyor ve pek de hoş duyuluyordu. Ancak artık kol da, bilek de Vengerov’un olmasına rağmen, O’nu pek dinleyecek halde değil. Tok bir ton üretilemediğinden, biraz abartılı kaçtı.

Orkestranın pizzicato(tel çekiş) ile eşliği, esasen bestecinin soliste, bir icra alanı açmaya yönelik yaklaşımdır. Lütfi Kırdar gibi bir akustik problemli ve konser salonu olması için özel olarak tasarlanmamış bir mekanda, pizzicato’ların ve akorların çok daha özenle çalışılması gerekirdi. Orkestranın salonda ne kadar süre konser yaptığı, bu salona ne kadar zamanda bir gelebildiği; malum! Bu şartlarda icrada beklenti, orkestraya ve şef ile soliste yönelik haksız beklenti olacaktır. Sorumluluğu olan tek kişi olarak şefe düşen sorumluluk ise; her zamankinden daha fazladır.

Vengerov’un hızlanmaya yönelik olmasa da, süre değerleri üzerindeki yaklaşım farklılığı ise dikkat çekiyor. Bu yaklaşım farklılığı, esasen solistik kaygıların göstergesi olsa da; salonun akustik şartları ve kolu ile bileğinin mevcut durumu ile uyuşmuyor.

Kornoların, notaya bir alt pozisyondan ton kaybederek başlaması; orkestradaki grupların, küçük salonlara mahkumiyetten dolayı, hem kendi aralarında, hem de birbirleri arasındaki sarsıntının hissedilir dereceye geldiğinin göstergelerinden biriydi. İlerleyen pasajlarda Vengerov, kadans benzeri işlemelerde; yine aynı dönemeçten geçti. Kadansta ise, bujileri gevşemiş kaliteli bir araba gibiydi. Hem asildi, hem de küçük titremelere sahipti. Şef Özgüç ise; olması gerekenden çok daha fazla dikkatli ve özenliydi. Büyük bir soliste alan açmak niyetinde olsa da, bu yaklaşımı mevcut durumda fazlaydı. Alışık olunduğu üzere kendinden emin ve enerjik, hatta bazen aşırı sıçramalarla bilinen idaresinden; olması gerekenden çok ödün vermişti. Adeta, birdenbire ve aşırı kilo veren biri gibiydi.

İlk bölüm sonlarındaki tema tekrarında orkestranın seslendirdiği akorlar, hayli kuruydu. Klarnet ve flütler, layıkıyla ve süre değerinde icralarıyla görevlerini yerine getiriyordu. Crescendo(orantılı nüans yükselmesi) yükseldikçe şef de kendini gösteriyordu. Ancak birden gelen pp nüansta çökse de, yüksek nüanstaki orkestra; şefi görmeyip üstünkörü geçiyordu.

AKM’nin “sözde” tadilat ile kapatılmasından bu yana Orkestra’nın Cumartesi tutkunlarının ayağına kurşun sıkıldı. Göçebe haliyle Orkestra’yı İstanbul’da takip etmek zorlaştı. Bir de “İDSO büyük salondaysa, mutlaka konseri güzeldir” algısına erişerek, senfonik müziğin ünlülerinin peşinde salonlara rağbet eden bir kesim oluştu. Doğal olarak ve sayelerinde; esasen konsantrasyonu bozmaması ve bölümler arasında bestecilerin tasarladığı duygu geçişlerinin sağlanması için pek de tercih edilmeyen bölüm arası alkışlar da arttı. Kural değişmedi ve eserin ilk bölümü sonrası, görev algısıyla hararetlendirilen bir alkış koptu.

“Andante” tempolu ve sol minör tondaki ikinci bölümün başlarındaki 1.klarnet solosunda; çalgının geçici kamış veya bilezik sorunundan dolayı tok’luktan uzak, nispeten tiz ve kuru tonu dikkat çekti. Üst oktavdaki tonalitesi de pek bir kuruydu. Soliste eşliğinde 1.flüt ise; çalgının tınısını ve tonunu, tatlı bir melteme çevirmeyi başardı. Sürdinli keman icrasının yer aldığı solosunda Vengerov, nüans seviyesinde düşük kaldı. Daha sonra 1.klarnetin geçici sorunu, icracının müdahalesiyle aşılarak daha alımlı ve hoş bir tona kavuştu. Klarnette kamış ıslaklığı ile nem oranı ve bileziğin sıkıştırma oranı ile oluşan açı, üstüne bek açıklık/kapalılık durumu; bu tür geçici sorunların oluşmasına sebep olabilir. Yedekte tutulan deri bilezikli bir bek, her zaman profesyonellerin elinin altında durur. Ayşegül Kirmanoğlu böylesi bir durumu, tecrübesiyle kısa sürede aşmayı bildi. Vengerov’un bölümün ortaları geçildiğindeki çalışı ise; dinginliği sağlayan hoş bir icrayı işaret etti.

“Allegro Vivacissimo” tempolu ve Re Majör tondaki üçüncü bölümde, sahneye ve kemanının tuşesine daha bir yerleşmiş, daha sağlam basan bir Vengerov vardı. Bölüme, gerçekten bastığının hakkını vererek güzel bir icra yaklaşımıyla güçlü girdi. Ayrı bir zevkle yaklaştığı, kesindi. Zira daha farklı bir istek içindeydi. Bu anlamda Özgüç’ün, O’nu dengelemeye dair gösterdiği -ve esasen önceki bölümlerde fazla bulduğumuz- özenli yaklaşımı; daha çok işe yaramaya başladı. Obualar da, çok daha iyi bir iş çıkardı. Bölümün bıraktığı haz mı, yoksa Vengerov’un ününe duyulan hayranlıktan mı bilinmez ancak; eserin finaliyle birlikte salondaki izleyiciler ayağa fırladı ve sabırsızca alkışlamaya başladı. Vengerov, tempolu alkışla ve ısrarla istenen bis’e, şefle çıkmayı tercih etti. Aslında bu durum, çalmayı pek istemediğinin göstergesiydi. Uzun süreli bir teşekkür konuşması da yaptı. Daha sonra dayanamadı ve Johann Sebastian Bach “Sarabande” icra etti. Bis’te sakin, kendisiyle baş başa ve oldukça hoş bir icra ortaya çıkardı. Dinleyici bir selamdan sonra, ikinci bis için ısrarcı olmadı.

Konserin ikinci bölümünde Vengerov, bu kez de şef olarak, Hector Berlioz’un Fantastik Senfonisi’ni yönetmek üzere sahneye çıktı. Dinleyicilerden çıkanlar olsa da, bu durum büyük bir azalmayı işaret etmiyordu.

Eserin “Hayaller, Tutkular” başlıklı ilk bölümünü Berlioz, leitmotif tekniği ile hayaldeki bir sevgiliye dair kurgulamıştı. İDSO’nun tonu, ilk pasajlardaki fagot icrası sonrasında, gelişmelerle çalgı kadrosu arttıkça, daha dolgunlaştı. Şef kürsüsündeki Vengerov ise, temkinli ve özenli bir halde olsa yönetmeye çalışsa da; çoğunlukla sol elini kullanmadan, yani tek elle idare ediyordu. Şeflikte, sol elin fonksiyonundan mahrum icra; esasen orkestranın icrasından ödün vermeyi göze almayı işaret eder. Vengerov’un böylesi zor bir eseri, ezberden yönetmesine rağmen sol elden yoksunluğu; tek kolla yüzmek gibi bir zorluğu işaret ediyordu. Tek nota üzerinde nüans artışı ve düşüşünü imlemek üzere sağ kolunu kıvrımsız ve 75 derece açıyla önde tutması, ne kadar yanlış idiyse de; oval vuruşlarda bile köşeleri vermesi bir o kadar doğruydu. Orkestradan çıkabilecek renkler ise, ne yazık ki salon akustiğine feda ediliyordu.

Müzisyenin baloya gittiği ikinci bölümde, iki arp’ın uyumu ve icra için seçtiği stil; eserin karakteristiğine uygun bir haldeydi. Bu bölümde 1.keman grubu da toparlanarak hayli hoş bir tınıya ve birlikteliğe kavuştu. Vengerov’un çok ileride ve kolu dirseklerden kırmadan vurması; ritim açısından sakıncalı bir durum doğurdu. Ancak yine de, ritmi köşeli vuruşlarla vermeye dair özenini sürdürdü. Bu bölüm arp’ların tatlı icralarıyla geçildi ve 1.obua’nın üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirmesiyle tamamlandı. Doğal olarak, hararetli alkış, bölüm arasını kapladı.

“Kır Sahnesi” başlıklı pastoral üçüncü bölümün başında korangle, hoş bir icrayla başladı. Dışarıdan icra eden obua, tizdi. Şef, bu obuayı kulis yerine, tıpkı Borusan’ın geçen yıllardaki icrasında tercih edildiği gibi Lütfi Kırdar’ın balkonuna koymalıydı. Flütün gizemli nefesi, huşu içindeydi. Flüt, beklenti üstüydü. 1.klarnetin perde kapatmalarının belirgin şekilde fark edilmesi yanında, tizlerde hayran olunası biçimde duru ve temiz gelmesi; kulaklara ziyafetti. Bu bölüm, sanki okunup üflenmişti. Herkeste bir farklılık vardı. Bu kez de obua, fagot ile solosunda 4.korno da başarılıydı. Şefin yorulan sol eli, sağ elle yönetim oranını arttırdı. Sondaki dingin tuttide(toplu çalış) fagot, üstteydi ve belirgin bir başlangıçla anlaşıldı.

“Darağacına Yürüyüş” başlıklı, müzisyenin karanlık rüyasının anlatıldığı dördüncü bölümde 1.Timpani ve fagotlar, ardından trompetlerle trombonlar ve tubalar, zevk veren bir icrayla gayet parlaktı. Bu bölümde orkestra daha da kanlandı, canlandı. Finalde klarnetten sonraki pasajda yaylı pizzicatoları ne yazık ki aynı derecede başarılı değil, cılızdı. Ancak yine de bölüm arasında, yoğun bir alkış koptu.

“Bir Sabat Gecesi Rüyası” başlıklı beşinci bölüm başında mib klarnet icrasında Evrim Güvenli hayli iyi bir iş çıkardı. 4.korno da hayli iyiydi. Bu bölüm diğerlerine göre debdebeli biçimde kurgulandığından, daha dinamik geçildi. Sonlarda, bakırların seslendirdiği senkoplu dizi tonlarında şef, yukarıdan aşağı hareketler benimsemesi gerekirken, tam tersine aşağıdan yukarı vurdu.

Konser için Maxim Vengerov’un sembolik bir kaşe aldığı öğrenildi. Ya kendisinin bildirdiği kaşeyi tastamam halde alacağı ya da hiç almayacağını söylediği haber alındı. Yaşadığı rahatsızlıktan dolayı Vengerov’un kemanda ilerleyebileceği seviyenin belli olduğunun söylenmesi, yanlışlık içermez! Ancak ne olursa olsun O, sahip olduğu müzikalite ile, bir virtüöz müzik adamı! Yani o seviyeye ulaşabilmiş bir keman bilgesi! 5-6 yıl önce Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile İş Sanat’ta verdiği konserde Beethoven eserlerini yönetmişti. Orkestra şefliği kariyerinde Berlioz “Fantastik Senfoni”, Beethoven’dan çok sonralarda yer alır. (Bu durum, eserlerin birbirine kıyasla üstünlüğü değil, teknik alt yapı vb. gibi sebeplerle ve yılların ortak tecrübesiyle oluşturulmasından kaynaklıdır.) Sanki Fantastik Senfoni’yi İDSO gibi tanımadığı büyük bir orkestra ile seslendirmek; O’nun için hem tecrübe kazanmak, hem de “Fantastik Senfoni icra ettirdi” referansını “Maestro Özgeçmişi”ne nakşetmek anlamında değerliydi.

Mütevazı, saygılı, sempatik Vengerov; ülkemizdeki bir konserinde ıslık bile çalsa, Türk dinleyicinin gönlündeki virtüözite kimliğiyle çoktan kazandığı hatrı sayesinde yoğun alkış alabilecek sayılı sanatçılardandır. Müzik ustası ve bilgesi kimliğiyle Vengerov, keman icracılığına oranla daha rahat ileriye gidebileceği şeflik kariyerini emin adımlarla sürdürmekte, tecrübe ve bilgisini ilerletmekte… Maestro Vengerov, takdimimizdir!

Opus / Sayı 15 / Şubat-Mart 2015


Yazarın Diğer Yazıları

  • Müzik Üniversitesi İçin Geçmişten Sayfalar...
  • CSO 190. Yaşını Kutladı
  • Bizde Davulcuya Verilecek Kız Yok
  • Daha da Çanakkale'nin 100.Yılı Yok
  • Vengerov Her İki Şapkası ile İstanbul'daydı
  • Kartopu
  • Robot Teo, Orkestraya Karşı
  • Bu Gece Tarihin Akışı Değişti
  • Müzik Psikolojisi
  • Meltem Cumbul Kendi Aşkını mı Anlattı!
  • İnanılmaz Bir Azim Öyküsü: Cam Çocuk Niyazi
  • Kültürel Yağları Eritelim
  • Devlet 'Devlet Sanatçısı'nı Unuttu!
  • Sizler Bizim Heykellerimizdiniz!
  • Ankara 1920'ler...
  • Fehmi Paşa Korusu Yandı, Sıra Varşova'daki Fehmi Paşa'da!
  • Önce Heykeller Yıkılır Sonra Sanatçılar
  • Polonya 600.Yılı Kutluyor, Peki Türkiye?
  • "Opera Bize Uygun Değil" Diyen Olursa Verdi Çarpar
  • Konuşturmadı!
  • Soma'da 'Geride Kalanlar'
  • İşsiz ve Sosyal Güvencesiz Sanatçıların "Sesli" Çığlığı
  • Antalya, Antalya Olalı Böyle Bir Şey Görmedi
  • Kültür Bakanı'na Katılıyorum
  • Bir 23 Nisan Böyle Geçti
  • Bir Düğün Olsa da Gerilsek
  • Sanat: Şehrin Boğduğu İnsanı Rahatlatacak Nefes
  • Belediyelerin Sanatla İmtihanı
  • Yetmez Ama Sanata Evet!
  • Gel Bakalım Donizet Bey!
  • 90 Yıl Önce Ankara'da...
  • Çok Başarılılar Ama Yakında Dağılacaklar
  • Yedek Parça ve Eğitim Merkezi
  • “TÜSAK” Değil Zaten “ULSAK”… Peki Bütçe Ne Olacak?
  • Sonradan Fark Edilen İktidardan Müjde ve Tüsak'a Dair Son Duyumlar
  • Gel ve Bir Daha Çal Camilo!
  • Bu da 'Fantastik Senfoni' Derbisiydi!
  • TRT Müzik mi 'Eğlence' mi?
  • Bu Çocukları Cumhuriyet Yetiştirdi
  • Nevşehir’de CSO, Evinde Gibiydi
  • İdil Biret’in Gurur Gecesi
  • Bodrum'da Angela Rüzgarı Esti
  • Genç Cumhuriyetin Kültür “Dayatması”
  • Türk Marşının Babası, Afganlar'ın Donizetti'si
  • Ankara'da Gençlerin Gecesi
  • Hiç Olmazsa Bugün Olsun Üngör’ü Unutmasak!