Sizler Bizim Heykellerimizdiniz!

ERSİN ANTEP

Defter

Osman Zeki Üngör'ün "Heykellerim" dediği müzik öğretmenleri, bugün üzerinde en kolay oynanan eğitim sahalarından biri haline geldi. Geçen yıl yalnızca 192 atama yapıldı. Oysa çok daha fazla müzik öğretmenine ihtiyaç var.

Başkent’e geleli henüz altı ay olmuştu. Hararetli bir çalışma, bir telaş sonunda heyecanla kapıya bakıyorlardı. Sabahın erken saatleriydi.

Badana yeni kurumuş, içeride kireç kokusu vardı. Son bir kez etrafa kaçamak bakış atıyorlardı, birbirlerine çaktırmadan… Acaba eksik bir şey kalmış mıydı?

Gelen seslerle irkildiler. Kapıya doğru hareketlendiler. Eski, kamyonetten bozma bir minibüs yanaştı. Beklenenler gelmişti. Onlar, Cumhuriyet’in yetiştirdiği ilk sanatçılar ve ilk müzik öğretmenleri olacaktı. Onca savaştan, kurtuluş mücadelesinden sonra babasını, anasını cephede yitiren öksüz erkek çocuklar, okulun merdivenlerinden ihtiyatla yukarı çıkıyorlardı. Gelenler, merakla etrafa bakıyordu. Zor taşıdıkları eşyalarını çekerek içeri giriyorlardı. Heyecanlıydılar ve gülümsüyorlardı. “Bir daha traş ettireni olmaz, bitlenmesin, yazık!” diye hayırseverlerce bir numaraya kazıtılmış saçlarının aralarında, ter damlaları görülüyordu.

Yetimhanede aldıkları eğitimde, öne çıkmışlardı. Bundan böyle usta ellere emanettiler. Evlatlarını yanına aldıramayan öğretmenlerinin, daimi çocuklarıydılar artık!

İlk olarak hakim yakalı haki kıyafetler dikildi. Yatılı okul öğrencisiydiler ama bu kıyafetlerle askerlere benziyorlardı. Kıyafetlerini çok sevdiler. Yetimhanede bu kadar güzel, temiz ve bakımlı elbiseleri hiç olmamıştı.

Kiminin ailesi Balkan Savaşı’nda, kimininki 1.Dünya Savaşı’nda, kimininki Çanakkale’de, kimininki ise Kurtuluş Savaşı’nda kalmıştı. Kendisini büyütüp insanına yetmeye çalışan Devlet, küçücük yaşta olgunlaşan bu çocuklara, meslek edinecekleri bir ortam sağlıyordu. Okul; Cumhuriyet’in ilk kurumlarından biriydi. Henüz Ankara’ya bir traktör bile alınamamıştı. Her şey zamanla olacaktı. Tarih; 1924’ün Ekim ayıydı.

Musiki Muallim Mektebi kapısında bekleyen Osman Zeki Üngör, Veli Kanık, Sadri Özozan, Kadri Özozan, İhsan Künçer; yeni bir sorumluluğa girişmişti: müzik eğitimciliğine… İstanbul’da iken, çeşitli okullarda öğretmenlik yapmışlardı. Ancak buradaki durum farklıydı. Bir okulun öğretim sistemini; hem sanatçı, hem de müzik öğretmeni yetiştirecek şekilde hazırlayıp uygulayacaklardı. Bir yandan da; büyük kolunu bugünün Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın oluşturduğu Riyaseticumhur Musiki Heyeti, yani Cumhurbaşkanlığı Müzik Kurumu ile Başkent’teki sanatsal faaliyetleri sürdüreceklerdi.

Mustafa Kemal’in Okulu

Avrupa’da öğrenim gören genç sanatçılardan ve yurda dönüşlerinden haberdar olan Mustafa Kemal; kendilerini davet ediyordu. Ardından da “benim okulum” dediği Musiki Muallim Mektebi’nde öğretmen olmalarını istiyordu. Birkaç yıl içinde Cevad Memduh Altar, Ferhunde Erkin, Remzi Atak, Mahmut Ragıp Gazimihal ve Ahmet Muhtar Ataman gibi sivil öğretmenler dersleri devraldıkça, Riyaseticumhur Musiki Heyeti’nin üyeleri asli görevlerine dönüyordu. Tam bir aile ortamı vardı. Birkaç yıl içinde bu aileye, kız öğrenciler de katılıyordu. (Bu günden güne büyüyen ailenin adeta maskotu ise, yatakhane ile derslik arasındaki derenin geçilmesinde rol oynayan emektar merkep idi. Öğrencilerin ona karşı sevgisi bir başkaydı. Zira, doğal bir GPS’e ve mükemmel bir “görev anlayışı”na sahipti. Bir öğrenciyi yatakhaneye bıraktıktan sonra, üstünde kimse olmadan dersliklere, bir başka öğrenciyi almaya gidiyordu.)

Müdür Üngör

Asker kökenli öğretmenlerin en kıdemlisi ve yaşlısı, Müdür Osman Zeki Üngör idi. Öğrenciler sert diye yanına pek yaklaşmazdı. En çok kıymet verdikleri öğretmenleri; güleryüzlü Veli Kanık idi. Ama bir gün yaşadıkları, Üngör’e olan bakış açılarını değiştirdi. Faik Canselen ve birkaç arkadaşı, soğuk sınıfta ders çalışıp şakalaşırken Üngör’e yakalanmıştı. Osman Zeki tarafından bir güzel azarlanmış, hasta olabilecekleri konusunda uyarılmışlardı. Ertesi gün, -hayli az olduğundan dolayı- ihtiyatlıca kullanılması gereken odunlarla soba, ders saati dışı olmasına rağmen yakılmıştı. Yokluk zamanlarıydı. Üngör’ün yaptığını, Canselen ve arkadaşları yıllarca unutamayacak ve örnek alacaktı.

Sizler Benim Heykellerimsiniz!

Osman Zeki Üngör, bir başka gün tüm okula hitap ederken, geleceğin önemli sanatçılarının da içinde olacağı öğrencilerinin yıllarca hafızalarından çıkmayacak ve ne yazıkki yeterince bilgi sahibi olmayanlarca çarpıtılacak şu sözleri söylemişti: “Gençler! Sizler benim heykellerimsiniz! Anadolu’ya bu (çağdaş) müziği siz götüreceksiniz (yayacaksınız)!” Konuşmayı dinleyen öğrenciler arasında yer alan ve 2009 yılında kaybettiğimiz Müzik Öğretmeni ve Besteci Faik Canselen, ölümünden önce yaptığımız görüşmelerde, çarpıtılmış haliyle, Üngör’ün “siz benim mikroplarımsınız” demediğini üstüne basa basa anlatmıştı. Öğretmenlerinin sözünün çarpıtılmasını, O’na karşı yapılan bir haksızlık olarak nitelendirmiş ve ömürleri boyunca tüm arkadaşlarıyla birlikte içlerine sindiremediklerini, büyük bir tepki ile aktarmıştı.

O Günün Heykelleri, Bugünlerin Yalnızları

Üngör’ün “heykellerim” dediği müzik öğretmenleri ve müzik öğretmenliği, üzerinde en çok ve en kolay oynanan eğitim sahalarından biri haline geldi. Müzik Eğitimcileri Derneği(MÜZED) gibi çeşitli kuruluşlarla müzik öğretmenleri organize olup topluma kendilerinin örgün eğitimde ne gibi faydaları olabileceğini anlatmaya çalışsalar da, kamera ışıkları üzerlerine tutulmadığı için pek anlaşılmıyorlar.

Müzik, bedenin matematiğidir. Örgün eğitim ise, kişinin gelecekte ihtiyaç duyduğu bilgilerin kazandırılması içindir. Örgün eğitim içinde, müziğin insanın günlük yaşamına ne denli katkılar sağlayabileceğini anlatmak için ise ne yazık ki fırsat bırakılmamış durumda…  Seçmeli ders konumuna düşürülmesi, haftada bir saat ile kısıtlanması gerçeği ve öğretmeninin idari işlere bulaştırılmaya çalışılması veya yalnızlaştırılması ile müzik dersleri; adeta okulların üvey evladı konumunda…

Geçen yıl yalnızca 192 atamanın yapıldığı müzik öğretmenliği dalında aslında çok daha fazla öğretmene ihtiyaç var. Bu yıl için genç müzik öğretmeni adayları, en az 1000 atama bekliyor. Aslında yetersiz bir rakam! Anadolu’nun her okulunda en az iki öğretmen olacak şekilde atanmalılar!

Zira Onlar, birer kültür insanı olarak üstlendikleri toplumsal görevle, bulundukları yerlerin geleneklerinin yaşatılmasına da aracı oluyor. Diğer branşlardaki öğretmenlerin, özel yönelimleri olmadığı taktirde üstlenemeyeceği bu sosyal sorumluluğu müzik öğretmenleri özel bir rol üstleniyor. Ne yazık ki, onların eğitim sistemimiz içinde, toplumu oluşturan bireyler arasındaki pozitif paylaşımları arttıran yegane insanlar oldukları unutuluyor.

MEB Bakanı’ndan Talep

Müzik, edebiyat ve resim öğretmeni atanıp kültürel faaliyetler gerçekleştiren okullar ile olmadığı okullar üzerinde bir araştırmanın yapılması, konunun önemini ortaya çıkaracak sonuçları belgeleyecektir. Kurdukları topluluklar ile kentlerinin belki de tek sanatsal etkinliğini gerçekleştiren pedagojik formasyon donanımlı müzik öğretmenleri; şehirleşen Anadolu’ya iyi gelmektedir, gelecektir. Onlar geçmişte Anadolu’nun müzik heykelleri idi. Bugün ise, memleketin kültür peteklerini dolduran ve güçlendiren birer çalışkan müzik arısı olarak görev ve kadro bekliyorlar. O görevi verecek kişi olarak Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’dan harekete geçmek için işaret bekliyorlar. Bakan Avcı’nın, konuya duyarlı olması sayesinde gelecekte; “her okula bir müzik öğretmeni atayan ve müzik odaları yaptıran Bakan” olarak anımsanmasını, böylelikle önemli bir kültürel harekete de öncülük eden kişi olarak hafızalarda kalmasını tavsiye ederiz.

NOT : Müzik öğretmeni adaylarını sosyal medyada takip etmek için, #1000muzikataması etiketini izleyebilirsiniz.

16.7.2014 / Radikal


Yazarın Diğer Yazıları

  • Müzik Üniversitesi İçin Geçmişten Sayfalar...
  • CSO 190. Yaşını Kutladı
  • Bizde Davulcuya Verilecek Kız Yok
  • Daha da Çanakkale'nin 100.Yılı Yok
  • Vengerov Her İki Şapkası ile İstanbul'daydı
  • Kartopu
  • Robot Teo, Orkestraya Karşı
  • Bu Gece Tarihin Akışı Değişti
  • Müzik Psikolojisi
  • Meltem Cumbul Kendi Aşkını mı Anlattı!
  • İnanılmaz Bir Azim Öyküsü: Cam Çocuk Niyazi
  • Kültürel Yağları Eritelim
  • Devlet 'Devlet Sanatçısı'nı Unuttu!
  • Sizler Bizim Heykellerimizdiniz!
  • Ankara 1920'ler...
  • Fehmi Paşa Korusu Yandı, Sıra Varşova'daki Fehmi Paşa'da!
  • Önce Heykeller Yıkılır Sonra Sanatçılar
  • Polonya 600.Yılı Kutluyor, Peki Türkiye?
  • "Opera Bize Uygun Değil" Diyen Olursa Verdi Çarpar
  • Konuşturmadı!
  • Soma'da 'Geride Kalanlar'
  • İşsiz ve Sosyal Güvencesiz Sanatçıların "Sesli" Çığlığı
  • Antalya, Antalya Olalı Böyle Bir Şey Görmedi
  • Kültür Bakanı'na Katılıyorum
  • Bir 23 Nisan Böyle Geçti
  • Bir Düğün Olsa da Gerilsek
  • Sanat: Şehrin Boğduğu İnsanı Rahatlatacak Nefes
  • Belediyelerin Sanatla İmtihanı
  • Yetmez Ama Sanata Evet!
  • Gel Bakalım Donizet Bey!
  • 90 Yıl Önce Ankara'da...
  • Çok Başarılılar Ama Yakında Dağılacaklar
  • Yedek Parça ve Eğitim Merkezi
  • “TÜSAK” Değil Zaten “ULSAK”… Peki Bütçe Ne Olacak?
  • Sonradan Fark Edilen İktidardan Müjde ve Tüsak'a Dair Son Duyumlar
  • Gel ve Bir Daha Çal Camilo!
  • Bu da 'Fantastik Senfoni' Derbisiydi!
  • TRT Müzik mi 'Eğlence' mi?
  • Bu Çocukları Cumhuriyet Yetiştirdi
  • Nevşehir’de CSO, Evinde Gibiydi
  • İdil Biret’in Gurur Gecesi
  • Bodrum'da Angela Rüzgarı Esti
  • Genç Cumhuriyetin Kültür “Dayatması”
  • Türk Marşının Babası, Afganlar'ın Donizetti'si
  • Ankara'da Gençlerin Gecesi
  • Hiç Olmazsa Bugün Olsun Üngör’ü Unutmasak!